(Bu yazı Dr. Tülay Üstündağ (www.tulayustundag.com) tarafından, on bir yıl öncesine ilişkin görüşleri, okuyucunun zihinsel olarak karşılaştırmasını dileyerek ve yukarıdaki kaynaktan özetleyerek hazırlanmıştır.)
· Çin'de elinizi öne doğru uzatırsanız parmaklarınızı göremezsiniz. Bunun nedeni, sis ve kirliliktir!
· Biyologlara göre, yeryüzünde yaşamış türlerin % 99'u yok olmuştur.
· Dinazorlar 100 milyon yıl yaşamışlardır. Ortalama bir türün yaşam süresi 1 milyon yıldır. İnsan türünün ataları olan taş alet yapanlara bakarak 1.5-2.5 milyon yıl önceye başlangıç dense bile, insan türünün geçmişi en çok 200 bin yıl öncesidir!
· Ekosistemler devamlı değişim içindedir ve yaşam hiç umulmadık dönemeçlerden geçmektedir.
· İnsanlar kendilerini iki türlü yok edecekler: nükleer silah kullanarak ve çevresel bozulmayla.
· Transatlantik kaptanı dönüş yapmadan çok önce dümeni kırar. İnsanlar ancak çevresel davranışlarını değiştirdikten yıllar sonra etkilerini görmeye başlayabilirler.
· Çağdaş insan, 5 milyar yıllık bir tarihe sahip gezegende 200 bin senedir oturmaktadır. Dünya bizsiz de yoluna devam edebilir.
· Yolculuk bilgi gibidir, ne kadar çok gezer görürseniz, ne kadar gezip görmediğiniz yer olduğunu anlarsınız.
· Afrikalı her 11 çocuktan biri, 1. yaş gününe kadar yaşamamaktadır.
· Her 6 insandan biri açtır, hastadır ya da ölümden bir adım geridedir.
· 1.3 milyar insan içecek temiz su bulamamaktadır.
· Üçüncü Dünya ülkelerinde halkın % 40'ı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
· Teknoloji, iki ucu keskin bıçaktır!
· İlk insan 200 bin yıl önce Doğu Afrika'da görülmüştür.
· İnsanın evriminde 3 önemli adım; yürüme, alet kullanma ve beynini kullanmadır.
· Yaşayan kuşaklar toplumdaki gerilemenin uzun vadeli olduğunu fark etmemektedir.
· Araba, TV ve diğer teknoloji mucizeleri gibi kazanımlar gelecek kuşakların ihtiyacı olacak doğal sistemlerin bozulması pahasına elde edilmektedir.
· Zengin ülkelerdeki tüketim düzeyleri ekolojik açıdan sürdürülebilir değildir. Bu standartlar 6 milyara yayılsa da türün devamlılığı tehlikededir. Ekolojik bedel ne olursa olsun, insanlar daha fazla tüketelim demektedirler!
· Atomun parçalanması dışında 20. yüzyılda, hiçbir teknoloji, insan ve doğa ilişkilerini araba kadar değiştirmemiştir.
· İklim değişikliği hızla yol alan tren gibidir. Frene bassanız da hemen durmaz. Frene ne kadar geç basarsanız, tren o kadar fazla yol alır.
· Araba, uçan halının çağdaş türüdür.
· ABD'de 2 kişiye 1, Nijerya'da 151 kişiye 1, Hindistan'da 367 kişiye 1 araba düşmektedir.
· Mexico City’de her 10 çocuktan 7'si kurşun zehirlenmesi sonucunda zihinsel gelişme özürlüdür!
· Arabaları taşıyan otoyolların, caddelerin, park yerlerinin inşaatı, doğal kaynakları erittiği gibi, tarım ve orman alanlarını da yok etmektedir. Otobüsleri yürüten petrolün aranması, çıkarılması, taşınması da doğal habiatları bozmaktadır.
· 80 desibel bir elektrik süpürgesinin çalışırken çıkardığı gürültüdür. Roma'da trafikte gürültü kirliliği ise günde 90 desibelin üzerine çıkmaktadır.
· Araba üretimi dünyanın en büyük endüstrisidir. Arabalara yakıt sağlayan endüstri ise 2. büyük endüstridir.
· 2020 yılına kadar araba sayısının 2'ye katlanması beklenmektedir.
· Teknoloji herşeyi değiştirmektedir ama düşünce yapısını değiştirememektedir.
· Sovyet yekililer Çernobil'i örtbas etmişlerdir. Doktorlara, “hastalara radyasyon tanısı koymayın, bu bir devlet sırrıdır” denmiştir.
· Çernobil'de radyasyona uğrayan arazilerde yetişen yiyeceklerin tüketimine devam edilmektedir. Buradaki radyasyon Hiroşima ve Nagazaki'nin 200 katıdır. Çernobil’in ekolojik facia bölgesi olup olmadığı bilinmemektedir, çünkü radyasyon koklanmaz, tadılmaz ve duyulmaz!
· İnsanlar nükleer atık taşıyan borunun yanında durursa 600 röntgen çektirmiş gibi olur ve 1 saat içinde ölür.
· Nükleer cin şişeden çıktı.
· Nükleer atıkların ekosistemde yok olması için gereken zaman, bilinen insan uygarlığının süresine eşittir.
· En büyük sorun yoksulluktur. Yoksulluktan kurtulmak için her türlü estetik ve çevresel rahatsızlığa razı oluş gözlenmektedir.
· Yerlere tükürmek köylü yaşamının bir alışkanlığıdır.
· Kömür tüketiminde sıçrama, yalnızca Çin'deki kirli hava ve hasta akciğerler sorununu azdırmamakta, asit yağmuru ve sera gazı üretimiyle dünyayı tehdit etmektedir.
· Batılı ülkelerde akciğer kanseri % 90 sigara içmekten kaynaklanmaktadır. Çin'de ise % 50 hava kirliliğinden.
· Ekonomik büyüme, çevreye zarardır: Çin bu duruma “evet, kabul ediyorum” demektedir!
· Çin’de 400 üyesi olan Doğa Dostları ve az sayıda da bağımsız çevre kuruluşu vardır.
· Çin yoksuldur, çünkü kişi başına harcadığı enerji ABD'nin 10’da biridir.
· Maliyeti 8 dolar olan sağlık paketi ile kalkınmakta olan ülkelerdeki tüm hastalıklar silinebilir.
· Üçüncü Dünyada hergün 40 bin çocuk açlık ve hastalıktan ölmektedir.
· Sanayi ülkesindeki bir insan, kalkınmakta olan ülkeden 3 kat daha fazla su, 10 kat daha fazla enerji ve 19 kat daha fazla alimünyum tüketmektedir.
· ABD'de doğan bebeğin neden olduğu çevre zararı, Brezilyalı bebekten 13 kat, Hintli bebekten 35 kat fazladır.
· İnsanlar yoksul ve aç olmasına karşın doğuruyor çünkü çocuk ölüyor. Çocuk öldüğü için arzuladıklarından daha fazla doğuruyorlar. Bu bir kısır döngüdür.
· Amazonlar, yerkürenin en büyük fotosentez motoru ve “evrenin serası”dır!
· Tropik ormanlarda yılda 27 bin tür, saatte 3 tür yok oluyur. Bu oranlar, yüzlerce milyon yıl öncesindeki tarihi yok olma hızlarından 10 bin kat daha hızlıdır.
· En çok satan 10 ilacın 9'u doğal kaynaklardan elde ediliyor. Bu durum içindeki kitapları okumadan bütün kütüphaneleri yakmak gibidir.
· Amazonlardaki ormansızlaşma; % 55 tarımsal amaçlı yakma ve tarla açma, % 20 odun kesimi, % 15 inşaat ve yol yapımı, % 10 sığır çiftlikleri kurma nedeniyle yaşanmaktadır.
· Brezilya kırsalında her iki insandan biri açtır.
· 1997 Amazon yangınında, güneş günlerce kaybolmuş ve yoğun bir duman gözlenmiştir!
· Tüketim düzeyi yükseldikçe, çevre baskısı artmaktadır.
· Dünya her yıl 25 milyar metreküp üst toprağı kaybetmektedir. Bitki örtüsü toprağın % 30'unun bozulmasından rahatsızdır.
· Dünyadaki toprak erozyonunun hızı sürdürülebilir olandan 30 kat fazladır.
· Her yıl Dünya nüfusuna katılan 80 milyon insanın % 95' i üçüncü Dünya ülkelerinde yaşamaktadır.
· ABD'nin nüfusu 275 milyondur. ABD, benzin yutan cipleri, reklamlarla desteklenen hazır yiyeceklerle kullanıp atma kültürü, gereksiz eşyalarla dolu 24 saat açık alış-veriş merkezleri ve aşırı tüketim yeri.
· Her 5 insandan biri Çin'lidir ve yoksuldur!
· ABD'de her 2 kişiye bir araba, Çin'de 500 kişiye bir araba düşmektedir.
· Çin'de kendini doyurmayı engelleyen tarım topraklarının kaybı, otoyol, konut ve fabrika inşaatları ile hızlanmış durumdadır. En verimli topraklar; otoyol, konut ve fabrika inşaatlarının yapımında yok olmaktadır.
· Çin'in gelecekte kendini doyurması için bugün yanlış yapma lüksü yoktur.
· Eğer ileri doğru bakmazsanız zorluklar sizi bugünden bulur: Çin atasözü.
· Gezegende hiçbir yer bir sefalet denizinin ortasında zenginler adası olarak kalamaz. Ya bütün dünyayı kurtarırız ya da kimseyi kurtaramayız.
· Bugünün gereksinimlerini karşılarken, gelecek kuşakların gereksinimlerinin karşılanmasını tehlikeye atmayan davranışlara sahip olmak durumundayız.
· Dünyamız kanser olmuştur. Hastalık ilerleyip gerçekten acı vermeye başladığında çok geç kalmış olacağız.
· Rio sonrası: Bol söz ve az somut değişim vardır.
· Bir fabrika yöneticisi için maliyeti düşürmek, kirletici atıkları azaltmaktan daha öndedir. Bir kereste şirketi çıkarını korunan bir ormanda değil, tamamen kesilmiş bir ormanda görmektedir. Şirketler para kazandıran ama çevreyi kirleten ürünleri seçmektedirler.
· Sürdürülebilir kalkınma yerine sürdürülebilir gelecek ve kısıtlanmayan çabalar yaşanmalıdır! Bu çabalar; elektronik ve motorlu araç üretme ile değil, bilgelik, kültür ve eğitimle büyümeye yönelir.
· Umut, daha iyi seçeneklerin kazanacağına inanmaktan ve bunlar için gerçekten birşeyler yapmaktan geçmektedir.
· Ekonomik sistemler sürekli büyüme üzerine kuruludur. Büyüme geleneksel olarak ekolojik yıkım ve gerileme demektir.
· Dünyanın her yerinde sıradan insanlar çevre durumu konusunda kaygılıdır. Bu insanlar bilimsel ayrıntıları kavrayamamaktadırlar ancak çevre tehlikesinin genel önemini ve birşeyler yapmanın gereğini kabul etmektedirler.
· Tenceredeki kurbağa, tencerenin ısının arttığını farketmez. Isı yükselir, yükselir… Su kaynadığında kurbağa dışarı fırlayamadan ölür!
· Zaman kalmadı: 1970'ten bu yana ölen 2 milyon Etiyopyalı için zaman yok. Solunum sistemi bozulmuş binlerce Los Angeles'li çocuk için zaman yok. Yediklerinin 10’da biri radyasyonlu olduğu için doğuştan sakat Rus çocukları için de zaman yok. Buna karşın, sorunları daha da ağırlaştırmamak için kötümser olmaya da hakkımız yok. Yenilgi korkusu ve güçlükler ortasında bir yol bulunmalıdır.
· Çevrenin asıl düşmanı yoksulluk değil, zenginliktir.
· Hiçbir şey yavaş yavaş ama sabırla yürütülen yerel eğitim ve örgütlenmenin yerine geçemez.
· Hızla gelişen kamuoyu bilinçlenmesi ve hızla büyüyen çevre sorunları arasında gerçek bir yarış vardır.
· Tam burada ve tam şimdi: başka hiçbir yerde olmak istemezdim.
· İnsan tanrı değil, doğadan ayrı ve üstün bir yaratık değil, doğanın parçasıdır: Sorunun yanıtı ancak sizinle başlar. Başka kimse ile değil, yalnızca SİZ! Çin atasözü: Ağzına kızarmış bir ördek düşsün diye bir dağın tepesinde ağzın açık beklersen çok uzun zaman beklersin.
· Ağaçlar kendini koruyamaz ve kaçamazlar. Tanrı onları kuraklıktan, hastalıktan, çığlardan, fırtınalardan korumuş ama testere ve ahmak insanlardan koruyamamıştır.
· 1990'lar anahtar dönemdir. Çevre bozulması ya geri döndürülecektir ya da denetimimizin dışında bir biçimde hızlanacaktır.
· Rotamızı değiştirmezsek başımıza nelerin geleceğini bilmiyoruz.
· İklim sistemi kızgın bir canavardır ve biz onu sopalarla dürtüyoruz.
· Hedef: İnsan uygarlığını çevresel yönden sürdürülebilir biçimde tepeden tırnağa yenilemektir.
· Zenginlerin korkması gereken devrim değil, çevresel bir çöküş olmalıdır.
· Çevre bozulması sınıf ayrımı yapmaz, zenginler de yoksullar kadar bundan zarar görecektir. Paylaşmayı öğrenmeliyiz.
· Kimi doğaseverler sekoyaları korumak için savaşmasalardı, bugün yaşayan 75 koru da çoktan kesilmiş olacaktı. Bu koru için geçmişte 50 yıl savaşıldı. Geride kalan sekoya koruları, insanların akıllıca, işbirliği içinde, inatla ve büyük emek harcayarak çalıştıklarında gezegenin kısıtları içinde yaşayabileceklerinin kanıtıdır.
· Doğru olanı yapma savaşının sonu gelmiyor. Ödüller çok büyük. Belki ekolojik felakete sürüklenişi durduramayız ama kendimizi silkeler, ortak ve kararlı bir biçimde eyleme geçersek sonucu bilebiliriz.


