Yücel ÇAĞLAR
Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, oduncugil@yahoo.com
İklim değişikliği karşısında gölge boksu yapmamak için;
ü iklim değişikliklerine yol açan süreçlerin ağırlıkla hangi toplumsal sınıf ve katmanların etkinliklerinden kaynaklandığının;
ü iklim değişikliklerinin ne zaman, nerelerde, hangi toplumsal sınıf ve katmanları nasıl ve ne denli etkileyebileceğinin;
ü iklim değişikliklerine karşı hangi toplumsal sınıf ve katmanların neleri, nerede, ne zaman, nasıl ve ne denli yapacaklarının ve neleri yapmayacaklarının da
bilinmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor kuşkusuz. Ancak, Türkiye’de AR-GE etkinlikleri bu gereğin yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek doğrultuda yürütülmemekte, bu nedenle de iklim değişikliği karşısında gölge boksu deyimini çağrıştıran etkinliklerle oyalanmaktadır.
GİRİŞ
ü Paltolar depoda kaldı !
ü Ayakkabı ve bot satışları düştü !
ü Kömür satışları düştü !
ü Kış lastikleri rağbet görmedi !
ü Patinaj zinciri satılmadı !
ü Kış turizmi mutlu etmedi !
ü Camcılar da etkilendi !
ü İlaç satışları düştü !
ü Çiçekçilik sektörü soldu !
ü Kış çiçekleri itibar görmedi !
ü Küresel ısınma mutlu da etti !
Bunlar, Ankara Ticaret Odası’nın “Küresel Isınmanın Sektörel Etkileri” başlığıyla kamuoyuna açıkladığı yazanakta yer verilen saptamalara ilişkin başlıklardan seçmelerdir (ATO, 2007). Öte yandan, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı’nın 9 Ağustos 2007 günü kamuoyuna açıkladığı “TZOB Kuraklık Raporunu Açıklıyor” başlıklı basın bildirisinde ise şu saptamalara ve önerilere yer verilmiştir (TZOB, 2007):
ü Sıcaklardan kuruyan ürünler daha fazla su istemekte, sulama yapılabilen alanlarda da sulama maliyetleri çiftçinin gücünü aşmaktadır.
ü Birliğimizce 720 Ziraat Odamızdan alınan bilgilere göre yapılan çalışmanın sonucunda kuraklığın ülkemize maliyeti, çiftçilerimize zararı 5 milyar YTL olarak belirlenmiştir. ... 5 milyar YTL’lik toplam zararın İç Anadolu Bölgesi illerini kapsayan birinci, sekizinci ve dokuzuncu tarım bölgelerinde % 41,7’si, Ege Bölgesi’nde % 27,7’si, Marmara Bölgesi’nde % 15’i, Akdeniz Bölgesi’nde ise % 14,3’ü gerçekleşmiştir.
ü Yaşanan bu durum dikkate alınarak kuraklıktan zarar gören üreticilerimize yardım yapılması amacıyla 4 Temmuz 2007 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı yayımlanmıştır. ... Kararın tüm illeri ve ürünleri kapsayacak şekilde genişletilmesi talebinde bulunduk. Ancak, bu yönde henüz bir değişiklik yapılmadı.
ü 2090 sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun çalışır hale getirilmelidir.
ü Kuraklığı devlet destekli Tarım Sigortaları kapsamına alabilmek için çalışmalara hız kazandırılmalıdır.
ü ...üreticilere nakdi destek ve borç ertelenmesini kapsayan 2007/12339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın zarar gören tüm iller ve ürünleri kapsamalıdır. vb
Konuyla ilgili bir kuruluşun “konu uzmanı” üst düzey yöneticilerinden Kayhan ise “İklim değişikliği konusunda acilen tedbirler alınmalıdır” tezini öne sürdükten sonra şu öneriyi getirmektedir: “...bunun için vakit geçirmeden yurt genelinde bir seferberlik ilan ederek hiç boş alan kalmayacak şekilde her yerin daima yeşil kalabilen ve hızlı yetişen, az su isteyen ve yangına dayanaklı ağaçlarla ağaçlandırılması gerekir.” (KAYHAN, 2007). Bilindiği gibi, bu öneri doğrultusunda (!) Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberliği Eylem Planı 2008-2012" 1 Kasım 2007 tarihinde de Başbakanlık genelgesiyle yürürlüğe konulmuştur.
Görüldüğü gibi bu saptama, istek ve öneriler, farklı toplumsal sınıf ve katmanları temsil eden örgütlerin iklim değişikliği gerçekliğine yaklaşımlarının, deyiş yerindeyse “gölge boksu yapmaktan” öteye geçemediğini açıklıkla ortaya koymaktadır. Ne var ki, bu tutum, örneklenen kuruluşlarla sınırlı değildir; çok daha yaygın ve temellidir. Çünkü, Türkiye’de;
ü yukarıda örneklenen bilinmesi gerekli durumlarla ilgili sorular, hemen hemen hiçbir düzlemde sorulmamakta; demokratik kitle örgütleri, iklim değişikliklerinin temsil ettikleri toplumsal sınıf ve katmanların yaşama koşullarını hangi yönlerde ve ne düzeyde etkileyebileceği ile gerektiğince ilgilenmemekte, ilgilenebilenleri de ilgili karar süreçlerine katılamamaktadır;
ü ilgili ve yetkili kişi, kurum ve kuruluşlar ağırlıkla iklim değişikliklerinin ve bu değişikliklere yol açtığı düşünülen nedenler ile boyutlarının genel olarak belirlenmesine ve sergilenmesine yönelik çalışmalara ağırlık vermektedir;
ü araştırma ve geliştirme etkinlikleri, çoğunlukla salımların azaltılmasına yönelik teknik ve teknolojik iş ve işlemlerin belirlenmesine ve/veya geliştirilmesine yöneliktir;
ü iklim değişikliklerinin ekonomik yapılar ve kısmen de ekolojik koşullar üzerindeki olası olumsuz etkilerinin en aza indirilmesine yönelik tartışmalar ve etkinlikler ise ülkesel ve büyük ölçüde rastlantısal olarak da yerel ve sektörel düzlemlerde yürütülmektedir.
İklim değişikliklerine yol açan süreçlerin, en azında Türkiye özelinde kalıcı biçimde önlenebilmesi, bir yandan bu değişikliklerin neden olabileceği ekonomik ve toplumsal sorunların en aza indirilebilmesi, bir yandan da yol açabileceği yeni ekolojik koşulların kamusal yararı ençoklayabilecek biçimde değerlendirilebilmesi için bu olumsuzlukların aşılması gerekmektedir. AR-GE etkinliklerine yeni boyutların kazandırılması, ilgili hukuksal ve kurumsal düzenlemelerin bu doğrultuda dönüştürülmesi, bu gereğin yerine getirilebilmesinin öncelikli koşullarından birisidir. Ancak, öyle anlaşılmaktadır ki, özellikle son on yıldır Türkiye’de de iklim değişiklikleri ile ilgili teknik, hukuksal ve kurumsal düzenlemeler sırasında tasarlanır ve yaşama geçirilirken bu gerçekler yeterince göz önünde bulundurulmamaktadır.
Bildiriyle, sözü edilen olumsuzlukların kimi boyutlarının sergilenmesi ve aşılmasına yönelik önerilerin tartışmaya açılması amaçlanmaktadır.
Tartışmalar sırasında göz önünde bulundurulması gereken temel gerçeklikler...
İklim değişiklikleri ile ilgili veri tabanları ve bilgiler, dolayısıyla öne sürülen tezler ne denli farklı olursa olsun, aşağıda sergilenen olguların gerçekliklerinin yadsınamayacağı açıktır:
ü İklimler değişmektedir.
ü İklimler, dünyanın her yerine aynı yönde ve hızda değişmemektedir.
ü İklim değişiklikleri üzerinde etkili olabilen temel süreçler bilinmektedir.
ü İklim değişiklikleri üzerinde etkili olabilen ekolojik, ekonomik, teknik, toplumsal ve kültürel süreçlerin niteliği ve etki düzeyi, dünyanın her yerinde ve tüm zamanlarda aynı değildir.
ü İklim değişiklikleri üzerinde, başta ABD olmak üzere “gelişmiş” sayılan ülkeler, egemen toplumsal sınıf ve katmanlar görece olarak daha fazla etkide bulunmaktadır.
ü İklim değişikliklerinin yol açabileceği ekolojik, ekonomik, teknik, toplumsal ve kültürel değişme ve gelişmelerin niteliği ve/veya boyutları Dünyanın her yerinde aynı değildir.
ü İklim değişikliklerinin yol açabileceği değişme ve gelişmeler tüm ülkeleri, doğal varlık ve süreçleri, toplumsal sınıf ve katmanlar ile ekonomik sektörleri aynı biçim ve düzeyde etkilememektedir.
Bu temel gerçeklikler veri alındığında;
ü ülkelerin ve sektörlerin yanı sıra hangi toplumsal sınıf ve katmanlar ile hangi etkinliklerinin iklim değişiklikleri üzerinde ne yönde ve ne denli etkide bulunduğunun,
ü iklim değişikliklerinin ne zaman, nerelerde, hangi doğal varlık ve süreçleri, toplumsal sınıf ve katmanlar ile ekonomik sektörleri ne yönde ve hangi düzeyde etkileyebileceğinin;
ü iklim değişikliklerine karşı hangi toplumsal sınıf ve katmanlar ile ekonomik sektörlerin nerede, ne zaman, neleri, nasıl yapacakları ve yapmayacaklarının
tüm boyutlarıyla ortaya konulması zorunlu olmaktadır. Açıktır ki, bu zorunluluğun yerine getirilebilmesi için uygun AR-GE strateji ve politikları ile ve alt yapısının oluşturulması, bu amaçla da, yaygın ve egemen olan AR-GE kültürü ve alt yapısında iklim değişikliği olgusunun ele alınma biçiminin sorgulanması öncelikli koşul olmaktadır.
Türkiye’de iklim değişiklikleri alanında yoğun çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaktadır; ancak ...
Bilindiği gibi ülkemizde, iklim değişikliği sorunu ile ilgili tartışmalar da ülkelerarası düzlemdeki gelişmelerin yönlendirmesiyle 1990’lı yılların başında gündeme gelmiştir. Yine bilindiği gibi, bu gelişmede, 1992 yılında Rio’da gerçekleştirilen Çevre ve Kalkınma Doruğu’nda alınan kararlar ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BM-İDÇS) 1994 ve Kyoto Protokolü’nün de 1997 yılında yürürlüğe konulması belirleyici olmuş; Hükümetlerarası İklim değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayımladığı yazanaklar, 2002 yılında gerçekleştirilen Johannesburg Doruğu’nda alınan kararlar da bu süreci pekiştirmiştir. Türkiye ise, bu sürece;
ü 1990’lı yılların başında Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün (DMİ) başkanlığı ve sekreterliğini üstlendiği Ulusal İklim Koordinasyon Çalışma Grubu’nun oluşturulması ve bu Grup tarafından “Atmosferin Korunması ve İklim Değişikliği” ve “Enerji ve Teknoloji” yazanaklarının hazırlanması,
ü 1993 yılında etkinliklerini yine DMİ’nin sorumluluğunda yürüten Ulusal İklim Programı’nın oluşturulması,
ü 1998 yılında Çevre Bakanlığı tarafından National Report on Climate Change belgesinin yayımlanması,
ü 2000 yılında DPT’nin Sekizince Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları sırasında İklim Değişikliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nun hazırlanması,
ü Ocak 2001’de de İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nun (İDKK) oluşturulması
vb etkinliklerle devlet düzeyinde katılmıştır. Ancak, süreç, 24 Mayıs 2004 tarihinde BM-İDÇS’nin benimsenmesiyle birlikte hem hızlanmış hem de yeni boyutlar kazanmıştır. Sözgelimi;
ü Birleşmiş Milletler Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Doruk toplantısına yönelik ulusal hazırlıklar kapsamında, çalışmalarını Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın sorumluluğunda yürüten İklim Değişikliği Çalışma Grubu’nun oluşturulması ve hazırlanan Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Ulusal Raporu kapsamında “İklim Değişikliği” bölümüne de yer verilmesi,
ü Şubat 2004’de İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nun üye bileşimi ve işlevleri yeniden düzenlenmesi,
ü Aralık 2005-Mayıs 2006 döneminde, İngiltere Çevre Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) ile Avrupa Çevre Fonu tarafından desteklenen İklim Değişikliği Alanında Hükümet ve Sivil toplum Kuruluşlarının Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi’nin (İKLİM-KAPGEP) gerçekleştirilmesi,
ü 2006-2008 döneminde gerçekleştirilmek üzere AB Çevre Komisyonu LIFE-Üçüncü Ülkeler Programı ile İtalyan Çevre Fonu tarafından desteklenen Türkiye’de İklim Değişikliği Politikalarının Tanıtılması Projesi’nin (TİDEP) yaşama geçirilmesi,
ü Türkiye İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirim Hazırlama Projesi’nin (İDBUB) 2007 yılı başında sonuçlandırılması,
ü Küresel Isınmanın Etkileri ve Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimi Konusunda Meclis Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarına Aralık 2007’te başlaması,
ü Mart 2007’de gerçekleştirilen 15. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu Toplantısında “Küresel ısınma, iklim değişikliği, alınacak tedbirler ve uyum için gerekli bilimsel ve teknolojik araştırma programlarının sorumlu kuruluşlar olan Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanarak bir sonraki BTYK toplantısına sunulması” kararının alınması,
ü İDBUB’nin Birleşmiş Milletler’e sunulmasının ardından T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı ve TÜSİAD ortaklığında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İklim Değişikliği Eylem Planı (İDEP) hazırlıklarına başlanması
bu süreçte gerçekleştirilen etkinliklerin başlıcalarıdır. Öte yandan, 2006 ve 2007 yıllarında yaşanan “kuraklık” sayılabilecek iklim koşullarının da, konunun popülerleşmesine yol açtığı; bu süreçte üniversiteler ve çeşitli demokratik kitle örgütleri tarafından çok sayıda etkinliğin gerçekleştirildiği de söylenebilir*.
İklim değişikliği sorunu Türkiye’deki AR-GE evreninin neresinde, ne denli ve nasıl var?
Başlıcaları yukarıda sergilenen gelişmeler, iklim değişikliğinin, çeşitli boyutlarıyla Türkiye’deki AR-GE evreninin de gündemine taşınmasına yol açmıştır: Etkinliklerini İDKK’nın eşgümünde yürüten çalışma gruplarında, kamu araştırma kuruluşları ile üniversitelerde, TÜBİTAK’ta ve kimi demokratik kitle örgütlerinde iklim değişiklikleri ile ilgili çok sayıda araştırma projesi yürütülmektedir. Ancak, “İklim değişikliği sorunu Türkiye’deki AR-GE evreninin neresinde, ne denli ve nasıl var?” sorusunun gerektiğince yanıtlanabilmesi için söz konusu etkinliklerin üçü üzerinde ağırlıkla durulması gerekmektedir.
1) İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu:
Bilindiği gibi, İDKK, “İklim değişikliğinin zararlı etkilerinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, yapılacak çalışmaların daha verimli olabilmesi, kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları arasında koordinasyon ve görev dağılımın sağlanması ve bu konuda ülkemizin şartlarının dikkate alınarak uygun iç ve dış politikaların belirlenmesi...” amacıyla ilk olarak 22 Ocak 2001 tarih ve 2001/2 sayılı Başbakanlık genelgesiyle oluşturulmuştur. Ancak, Kurulun yapısı ve işlevleri, daha önce de değinildiği gibi, Başbakanlığın 18 Şubat 2004 tarih ve 2004/13 sayılı genelgesiyle yeniden düzenlenmiştir. Çalışmalarını Çevre ve Orman Bakanı’nın başkanlığında yürütmesi öngörülen İDKK toplantılarına ilgili yedi bakanlık ve DPT müsteşarları ile TOBB Başkanı katılabilmektedir. Yılda en az bir kez toplanması öngörülen İDKK yapısında, “çalışmaların bütünlük içinde gerçekleştirilmesi ve eşgüdümün sağlanması” amacıyla; · Sera Gazları Envanteri, · İklim Değişikliği Etkilerinin Araştırılması, · Sanayi, Konut, Atık Yönetimi ve Hizmet Sektörlerinde Sera Gazı Azaltımı, · Enerji Sektöründe Sera Gazı Azaltımı, · Ulaşım Sektöründe Sera Gazı Azaltımı, · Arazi kullanımı, Arazi kullanım Değişikliği, · Politika ve Strateji Geliştirme, · Eğitim ve Kamuoyunu Bilinçlendirme alt çalışma grupları oluşturulmuştur.
Görüldüğü gibi İDKK alt çalışma gruplarının ağırlıkla “sera gazı envanteri” ile “sera gazı salımının azaltılması” alanlarında etkinlikte bulunması öngörülmüştür. “İklim Değişikliği Etkilerinin Araştırılması Alt Grubu”nun görevleri ise;
İklim değişikliğinin ülkemiz üzerindeki etkilerinin detaylı, küresel etkilerinin ise genel olarak belirlenmesi;
Meteorolojik ve atmosferik gözlemler (sıcaklık, nem, yağış vs.)
Deniz gözlemleri (deniz yüzey sıcaklığı, seviyesi, sıcaklık ve tuzluluk profilleri..)
Çevresel risklerin gerekli modeller kullanılarak tahmin edilmesi,
Kıyı alanlarındaki muhtemel arazi kaybının belirlenmesi,
Su kaynakları üzerindeki etkilerinin belirlenmesi (debi, su seviyesi vs.)
Tarım üzerine etkilerinin belirlenmesi
Çölleşme üzerine etkilerinin belirlenmesi
İnsan sağlığı üzerine etkilerinin belirlenmesi
Ekosistem üzerine etkilerinin belirlenmesi
olarak belirlenmiştir. Görüldüğü gibi;İ ön çalışma grubunda ağırlıklı etkinlik alanı AR-GE’dir. Ekim 2004’te kamuoyuna açıklanan ilk yazanağından da anlaşılabileceği gibi bu Çalışma Grubu da ağırlıkla, Türkiye’deki iklim koşulları (sıcaklık, yağış) ile deniz seviyesinde, vejetasyon ve biyokütlede, akarsu havzalarındaki yıllık akımlarda, hasat edilebilecek tarımsal ürünlerin niceliğinde gündeme gelebilecek değişmeler üzerinde yoğunlaşmıştır. Yazanağın “Türkiye’nin İklim Değişikliğine Duyarlılığı” başlığı altında iklimbilimci Sayın Murat TÜRKEŞ’in daha önce çeşitli düzlemlerde öne sürdüğü ülke geneline ilişkin ilkesel saptama ve önerilerine yer verilmesiyle yetinilmiştir (ANONİM, 2004). Öte yandan, yazanağın “Sistematik Gözlem ve Araştırma” başlıklı ikinci bölümünde, ağırlıkla çeşitli kurum ve kuruluşlarda yapılan konu ile ilgili araştırma ve gözlem çalışmaları tanıtılmıştır. Çalışma Grubunun bu yaklaşımı, yazanağın güncelleştirilmesi sırasında da sürdürülmüş; Nisan 2006’da “Duyarlılık Değerlendirmesi İklim Değişikliğinin Etkileri ve Uyum Önlemleri” adıyla kamuoyuna açıklanan yazanakta da büyük ölçüde aynı saptama ve önermelere yer verilmiştir. Her iki belgede de, “Türkiye’de araştırma ve sistematik gözlem konularında başlıca sorun, insan gücü, bilinç düzeyi ve mali kaynak yetersizliğidir” saptaması yapıldıktan sonra yer verilen “Türkiye’nin iklim değişikliği bilimi kapsamında en fazla gereksini duyduğu ve eksik olduğu araştırma alanları” ile ilgili saptamalar yukarıda öne sürülen tezleri kanıtlayıcı içeriktedir. Yazanakta bu alanlar; “iklim değişikliğinin etkileri ve etki değerlendirmeleri”, “iklim modelleri ve öngörüleri” ile “iklim değişikliğinin etkilerini, iklim değişikliğine uyumu ve karşı stratejileri içeren sosyoekonomik analizler” olarak belirlenmiştir.
İDKK’nun yönetiminde gerçekleştirilen çalışmalardan görece olarak en önemlisi Türkiye İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirimi’dir.
2) Türkiye İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirimi:
Bilindiği gibi İDBUB; BMİDÇS’nin bir gereği olarak Çevre ve Orman Bakanlığı’nın eşgüdümünde ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yürütücülüğünde, Birleşmiş Milletler Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) Ulusal Bildirim Destek Programı’ndan sağlanan destekle “katılmalı” bir yaklaşımla yürütülmüş; Mart 2007’de de sonuçlandırılarak kamuoyuna açıklanmış ve Birleşmiş Milletler’e sunulmuş bir belgedir.
Büyük ölçüde çeşitli kaynaklardan derlenen, hazırlık sürecinde gerçekleştirilen çeşitli çalıştaylarda öne sürülen ve İDKK Çalışma grupları tarafından üretilen veri, bilgi, görüş ve önerilerin BM’nin eşörnek yazım düzeni içinde bir araya getirilmesiyle hazırlanan İDBUB’de “Araştırma” başlığı altında;
“Türkiye’de iklim değişikliği üzerine araştırmalar 1990’lı yılların ortalarında başlamıştır. Bu faaliyetler genellikle iklim sistemi ve süreci, iklim etkileri ve kısmen etki araştırmaları üzerine odaklanmıştır. Şu an itibariyle Türkiye’de iklim değişikliğinin etkileri ve sosyo-ekonomik analiz alanındaki çalışmalar sınırlı sayıdadır. Araştırmaların diğer önemli bir ayağını da Türkiye’de henüz çalışma yapılmamış olan mevcut ve adaptasyon ve etki azaltma yöntem ve teknolojileri oluşturmaktadır.”
saptamasına yer verilmiştir. Ne var ki, İDBUB’de, bu saptamada sözü edilen yetersizliklerin neler olduğu, nasıl giderilebileceğine, nedenlerinin neler olduğuna ve nasıl giderilebileceğine yönelik herhangi bir açıklama getirilmemekte; bildirinin “Giriş” başlığı altında öne sürülen gereklerin yerine getirilmesine yönelik herhangi değerlendirme yapılmamaktadır. Bu da, gerçekte, şaşırılacak bir durum değildir. Çünkü, dönemin Çevre ve Orman Bakanı imzasıyla sunulan “Önsöz” başlığı altında da belirtildiği gibi, İDBUB;
“...Türkiye’deki sera gazlarının 1990-2004 dönemine ait envanterini hazırlamayı, sera gazı emisyonlarındaki artışı hafifletmek için alınacak tedbirleri analiz etmek ve iklim değişikliğinin Türkiye’de yaratacağı olası etkileri değerlendirerek uygulanacak tedbirleri ortaya koymayı, enerji politikası alternatiflerinin iklim değişikliği üzerinde yaratacağı maliyet ve faydaları değerlendirmeyi, sahip olunan bilimsel ve teknik potansiyel ile kurumsal altyapıyı geliştirmek ve sürekli bilgi akışı sağlayabilmek için Türkiye’de bir bilgi ve veri ağı oluşturma kapasitesini geliştirmeyi amaçlamaktadır.” (ANONİM, 2007).
Ayrıca, İDBUB hazırlık sürecinde üretilen “Türkiye’nin İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirimi’nin Hazırlanması İçin GEF Projesinin Somut Çıktıları” kapsamında da söz konusu yoksunlukların giderilmesine yönelik bir çıkarıma yer verilmemiş; daha çok sera gazı salımlarının azaltılması başta olmak üzere çeşitli konularda “senaryoların” hazırlanması ve “modellemelerin” yapılması gereği üzerinde durulmuştur.
3) Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 2005/5 Sayılı “Ulusal Kamu Araştırmaları Programı” ve 2007/101 sayılı “Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Alınacak Tedbirler ve Adaptasyon (Uyum) Alanında Çalışma Yapmak” Kararları:
Bilindiği gibi, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK), “Türk bilim politikasının yürütülmesi, uzun vadeli bilim ve teknoloji politikalarının tespitinde hükümete yardımcı olunması, hedeflerin saptanması, plan ve programların hazırlanması, kamu kuruluşlarının görevlendirilmesi, özel kuruluşlarla işbirliğinin sağlanması, gerekli yasa ve mevzuatın hazırlanması, araştırıcı insan gücünün yetiştirilmesinin sağlanması, araştırma merkezlerinin kurulması için tedbirler alınması, araştırma alanlarının tespit edilmesi ve koordinasyonun sağlanması” amacıyla 1983 yılında oluşturulmuş bir kuruldur. BTYK;
ü 2005 yılında gerçekleştirilen 11. toplantısında ilgili kamu kuruluşları tarafından “Ulusal Kamu Araştırma Programları Hazırlık Çalışmaları” yapması (2005/5),
ü 2007 yılında gerçekleştirilen 15. toplantısında da “Küresel Isınma İklim Değişikliği, Alınacak Tedbirler ve Adaptasyon (Uyum) Alanında Çalışma Yapmak” (2007/101)
kararlarını almıştır.
(a) Ulusal Kamu Araştırma Programı:
Mart 2007’ye değin 15 sektörde hazırlanan “ulusal kamu araştırma programları” arasında;
ü “Türkiye Ulusal Enerji ve Tabii Kaynaklar Araştırma Programı”,
ü “Türkiye Kamu Tarım Araştırma Programı” ve
ü “Türkiye Kamu Çevre ve Orman Araştırma Programı”
kapsamında iklim değişiklikleri ile ilgili araştırma projelerine de yer verilmesi gereken programlar bulunmaktadır (TÜBİTAK, 2007). Ne var ki, bu gereğin sınırlı düzeyde de olsa yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek “Araştırma Alanı”, “Araştırma Alt Alanı” ve “Proje Konularına” yalnızca, “Türkiye Kamu Çevre ve Ormancılık Araştırma Programı”nda yer verilmiştir:
(i) “I-Hava Kalitesi” başlıklı araştırma alanının
o “1.4. Hava Kirliliğinin Etkileri” başlıklı araştırma alt alanı kapsamında;
· “İklim Değişikliğini Yaratan Sera Gazlarının Kaynak ve Yutaklarının Belirlenmesi, Envanterlerinin Çıkarılması, Azaltılması İçin Gerekli Önlemlerin Alınması”,
(ii) “IV- İklim, Ekosistem ve Doğa Koruma” başlıklı araştırma alanının
o “4.1. Arazi Kullanımı” başlıklı alt araştırma alanı kapsamında;
· “Arazi Kullanım Değişikliğinin İklim Üzerine Etkileri”
· “Sera Etkisinin Azaltılması C4 Bitkilerinin (Tatlı sorgun, fil çimi vs) Yetiştirileceği Uygun Alanların belirlenmesi” ile
o “4.4. İklim Değişikliği” başlıklı alt araştırma alanı kapsamında da
· “İklim Değişikliği ve Süreçlerin İzlenmesi” ile
· “İklim Değişikliğinin Etkileri”
başlıklı proje konularına yer verilmiştir (ANONİM, 2006). Son projenin “tanımı” yapılırken, önce “İklim değişikliğinin insan sağlığı, çevre ve sosyal ve ekonomik yaşama etkileri bulunmaktadır.” bilgisi verilmekte, ardından da “Seçilme Gerekçesi” kapsamında şu açıklama yapılmaktadır:
“İklim değişikliğinin izlenmesi, bulunduğumuz Akdeniz kuşağında oldukça önemlidir. Çünkü, ortaya konulmakta olan senaryoların bir çoğunda muhtemelen iklim değişikliğinin en çok etkili olacağı iklim coğrafyası içerisinde ülkemiz de yer almaktadır. İçinde bulunduğumuz iklim kuşağı içerisinde gelecek iklimimizin nasıl olacağını senaryolar eşliğinde çalışmak ve gerekli önlemleri almak, tarım, orman, bu ve hemen her sektörde planlamalarımızı gözden geçirmek zorundayız.”
Görüldüğü gibi, konu, TÜBİTAK ve ilgili kamu kuruluşlarının AR-GE etkinlikleri düzleminde de gerektiğince ele alınmamaktadır.
(b) Küresel Isınma İklim Değişikliği, Alınacak Tedbirler ve Adaptasyon (Uyum) Alanında Çalışma Yapmak:
BTYK’nın 15. toplantısında alınan 2007/101 sayılı kararı uyarınca;
ü Çevre ve Orman Bakanlığı’nın “Küresel Isınma, İklim Değişikliği ve Senaryolar”
ü Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın “İklim Değişikliğinin Etkileri” ve
ü Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanlığı’nın da “Alınacak Tedbirler ve Uyum Çalışmaları”
alanlarında “araştırma programları” hazırlayarak bir sonraki toplantıda sunmaları kararı alınmıştır. Kararda, ayrıca, gereksinme duyulan ve tümü ekolojik içerikte olan yedi çalışma konusuna da açıklık getirilmiştir*.
BTYK’nın Kasım 2007’de gerçekleştirilen 16. toplantısında ise;
ü “Türkiye İçin İklim Değişikliği Senaryoları”,
ü “Tarımsal alandaki Düzenlemeler ve Teknik Önlemler”,
ü “Tarımsal Kuraklık Alanında Yapılan Eğitim ve Yayın Çalışmaları” ve
ü “Arazi Kullanımı ve Ormancılık”
alanlarında ilgili kuruluşlar tarafından yürütülen çeşitli projelerle ilgili açıklamalar yapılmıştır.
BTYK’nın “Sekreterya” hizmetlerini yürüten TÜBİTAK tarafından yapılan bu açıklamalardan da anlaşılabildiği kadarıyla, yürütülen projelerin tümü de iklim değişiklikleri ile ilgili oluşumların ölçülmesi ve izlenmesine, olası ekolojik etkilerinin öngörülebilmesine ve en aza indirilmesi için gerekli bilgilerin üretilmesine, teknik ve teknolojilerin geliştirilmesine yöneliktir. Sözgelimi, “Türkiye İçin İklim Değişikliği Senaryoları” alanı için yapılan açıklamaya göre, “Projede atmosfer-okyanus genel dolaşım modellerin çıktılarından istatistik ve dinamik ölçek küçültme yöntemleri kullanılarak Türkiye ve Bölgesi için iklimde gelecekte beklenecek değişikliklere yönelik öngörüler elde edilecek ve bu öngörü sonuçları ‘uzman görüşleri’ ile birleştirilerek çeşitli zaman ufukları ve iklim parametreleri için ülke geneline ve/veya sosyoekonomik önemi olan bazı özel alanlara yönelik iklim değişikliği senaryoları üretilecektir.” (TÜBİTAK, 2007).
Öte yandan “Tarımsal Alandaki Düzenlemeler ve Teknik Önlemler” alanı için yapılan açıklamada, ağırlıkla, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda kuraklıkla ilişkili yapılagelen;
ü “Türkiye Tarımsal Kuraklık Eylem Planı”,
ü “Çevresel Amaçlı Tarım arazilerinin Kullanılması Projesi (ÇATAK)”,
ü “Anadolu Su Havzaları Rehabilitasyon Projesi (ASHRP)”,
ü “Karadeniz’de Tarımsal Kirliliğin Önlenmesi Projesi”,
ü “İyi Tarım uygulamaları ve Organik tarımın Yaygınlaştırılması”,
ü “Ulusal mera Kullanım ve Yönetim projesi” vb.
projeler tanıtılmıştır.
“Arazi Kullanımı ve Ormancılık” alanı için ise yine yürütülegelen;
ü “2005 Yılı Sera Gazı Envanter Raporu’nda Yer Almak Üzere Sera Gazı Emisyonlarının Yutak Alan Envanteri”,
ü “Türkiye’de Sürdürülebilir Orman Yönetiminde Ormancılık Bilgi Sisteminin Geliştirilmesi”,
ü “Devlet Su İşleri Veri Tabanı Yazılımı”,
ü “Kentler ve İklim Değişikliği/İlişkisi”,
ü “Binek araçların C02 Emisyonunu Azaltmak ve Sektörün Yükümlülükleri”
vb çalışmalardan söz edilmektedir.
Oysa bilindiği gibi, TÜBİTAK’ta 2002 yılından bu yana “Sosyal ve Beşeri Bilimler Alanındaki...” araştırmaların desteklenmesine yönelik çalışmalar da yapılmaktadır ve 2002-2007 döneminde bu içerikte 500 dolayında araştırma projesine, 2005 yılı fiyatlarıyla, toplam 37,6 milyon YTL destek sağlanmıştır. Öyle ki, TÜBİTAK Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Grubu (SOBAG) tarafından yönlendirilen bu süreçte, projelerin % 92’si ve sağlanan parasal desteğin de % 98’i 2005-2007 döneminde; daha açık bir söyleyişle, BTYK’nın 2007/101 sayılı kararının alınmasından bu yana gerçekleştirilmiştir (TÜBİTAK, 2007). Ancak, desteklenen projeler arasında, BTYK’nın söz konusu kararı doğrultusunda olduğu öne sürülebilecek bir tek araştırma projesi yoktur. Ek olarak, 16. BTYK toplantısında yapılan söz konusu açıklama kapsamında “TÜBİTAK Tarafından Desteklenen ve Projeler İle TÜBİTAK Enstitüleri Tarafından Gerçekleştirilen Projelere Örnekler” başlığı altında tanıtılan projeler arasında iklim değişiklikleri ile ilgili bir tek proje bile sayılmamıştır.
SONUÇ ve ÖNERİLER
2006 ve özellikle de 2007 yılında yaşanan kuraklıkla birlikte daha da öne çıkan iklim değişikliklerinin hem nedenleri hem de yol açtığı ve açabileceği etkiler ülkesel, sektörel ve sınıfsal olarak aynı nitelik ve yoğunlukta değildir. Bu nedenle, iklim değişikliklerinin;
ü hem nedenlerinin hem de olası etkilerinin toplumsal boyutlarının göz önünde gerektiğince bulundurulmaması, genel ve “toptancı/ortalamacı” söylemlerle açıklanması,
ü nedenlerinin belirlenmesine ve ortadan kaldırılmasına yönelik politika ve eylemlerin, bu kapsamda da AR-GE etkinliklerinin yalnızca teknik ve teknolojik iş, işlem ve süreçlere indirgenmesi,
ü önlenmesine yönelik politika ve eylem önerilerinin üretim ve tüketim biçimleri ve politikaları ile gerektiğince ilişkilendirilmemesi,
ü kamuoyuna önemsetilmesine yönelik yayım etkinliklerinin sırasında yalnızca “korkutma” içerikli söylemlerin yeğlenmesi,
yaşamsal önemde yanılsamalardır. Türkiye’de, neredeyse tüm düzlemlerde yaşanan bu yanılsama, iklim değişikliklerinin olası etkilerinin gerektiğince değerlendirilebilmesini, bu kapsamda da olası olumsuz etkilerinin en aza indirilmesine yönelik önlemlerin toplumsallaşmasını, giderek de siyasallaşmasını engellemekte, en azından güçleştirmektedir. Bu bağlamda; sürdürülegelen çalışmaların ve bu kapsamda da örneklenen AR-GE etkinliklerinin, önerilen içerikte AR-GE etkinliklerinin gerektiğince yapılabilmesinin öncelikli koşulu olduğu öne sürülebilecektir. Bu doğru, ancak, eksik bir önermedir; çünkü, sürdürülen AR-GE etkinliklerinin planlanması aşamasında önerilen içerikte AR-GE etkinliklerinin çıktılarının da göz önünden bulundurulması yöntemsel bir zorunluluktur. İklim değişiklikleri ile ilgili her türlü çalışmanın, bu kapsamda da AR-GE etkinliklerinin, Türkiye’de de hemen hemen yalnızca kamu kurum ve kuruluşları tarafından ve kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda bu zorunluluğun önemi ve nesnel temelleri daha kolay kavranabilecektir.
Öte yandan, bilindiği gibi iklim değişikliği olgusunun üç boyutlu bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir: i) İklim değişiklikleri üzerinde etkili olan salımların en aza indirilmesi; ii) iklim değişikliklerinin olası olumsuz etkilerinden korunma ve iii) iklim değişikliklerinin olası sonuçlarından yararlanılması. Ancak, Türkiye’de iklim değişiklikleri ile ilgili stratejik yönelimde salımların azaltılması ile yutak kapasitesinin artırılması boyutları öne çıkarılmakta; bu doğrultudaki çalışmalara öncelik ve ağırlık verilmektedir. Ne var ki, bu yaklaşımda söz konusu salımların azaltılmasına yönelik önlemlerin belirlenmesi sırasında bu önlemlerin gerektiği gibi yaşama geçirilmesi durumunda yol açabileceği ekonomik toplumsal değişme ve gelişmeler gerektiğince sorgulanmamaktadır. Ek olarak, yutak kapasitesinin “yeterince” artırılabilmesi için gerekli kaynakların nasıl ve hangi maliyetlerle sağlanabileceği tartışma konusu yapılmamaktadır. Bu yönelim, iklim değişikliklerinin olumsuz ekonomik ve toplumsal etkilerinin azaltılmasına ve/veya önlenmesine yönelik çalışmaların, en azından gecikmesine, bu amaçla kullanılabilecek parasal kaynak, işgücü ve kurumsal olanakların daha da kısıtlanmasına yol açmaktadır.
TÜBİTAK’ın çalışma stratejisi, kişi, kurum ve kuruluşların genel olarak belirlendiği “araştırma alanları”, “araştırma konuları” ve “öncelikleri” kapsamında olduğunu saptanan tekil proje önerilerine çeşitli düzeyde parasal destek sağlama doğrultusundadır. Özellikle iklim değişiklikleri ile ilgi AR-GE etkinlikleri söz konusu olduğunda bu parçacı yaklaşım, rastlantısal gelişmelere, gecikmelere ve kaynak savurganlığına yol açabilecektir. Ayrıca, TUBİTAK tarafından desteklenen AR-GE etkinlikleriyle üretilen çıktıların uygulamaya aktarılması yönünden herhangi bir yaptırım yoktur.
Türkiye’de İklim değişikliğinin belirleyici bir etmen olduğu ve/veya olabileceği alanlarda çok sayıda “ulusal plan/program”, “eylem planı/programı” hazırlanmıştır*: Farklı zamanlarda, farklı dönemleri kapsayacak biçimde, farklı yöntemlerle ve kapsamlarla hazırlanan bu belgeler arasında hiçbir işlevsel ilişki bulunmamaktadır. Yaşama geçirilmesine yönelik hiçbir hukuksal yaptırımın bulunmadığı bu belgelerde, iklim değişiklikleri olgusu, doğal olarak, rastlantısal olarak ele alınmıştır.
Öte yandan, 60. Hükümet Eylem Planı’nda “Küresel ısınmayla ilgili sektörel alandaki çalışmalara kararlılıkla devam edilecektir” biçiminde dillendirilen eylem ile ilgili açıklama, bu yönelimin önümüzdeki dönemde de değişmeyeceğini ortaya koymaktadır: Açıklamaya göre; “Ülkemizde enerji, kentleşme, ulaştırma, ormancılık, sanayi ve tarım sektörlerinde sera gazı emisyonlarının azaltımının ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri araştırılacak ve bütüncül bir bakış açısı ile ülkemizin özel koşulları da göz önünde bulundurularak karar destek sistemleri oluşturulacaktır.” (DPT, 2008).
Açıktır ki, böylesi koşullarda, iklim değişiklikleri olgusu ile ilgili AR-GE etkinliklerinin tümleşik bir düzen içinde yürütülebilmesi ve sonuçlarının yaşama geçirilebilmesi, dolayısıyla, işlevsel, başka bir söyleyişle yönlendirici olabilmesi tümüyle rastlantısaldır. Oysa, iklim değişikliklerinin olası etkileri göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun aşılması, kesin bir zorunluluk olmaktadır. Türkiye’deki, bu zorunluluğun yerine getirilebilmesi için gerekli bilgi ve deneyim birikimi, AR-GE alt yapısı ve donanımı, yeterince vardır. Sorun, bu varlığın gerektiğince etkili biçimde yönetilmesidir. Bu amaçla;
ü iklim değişiklikleri üzerinde etkili olabilen salımların azaltılması değil iklim değişikliklerinin olası olumsuz etkilerinin en aza indirilmesine ve kimi alanlarda da sonuçlarından yararlanılmasına yönelik strateji öne çıkarılmalı; ülkemizin gelişmiş ülkelerin salım azaltıcı teknik ve teknolojileri için pazar olmasını önleyebilecek düzenekler geliştirilmeli ve işletilmelidir,
ü iklim değişikliklerinin nedenlerinin ortadan kaldırılması ve/veya etkisinin en aza indirilmesi, olası etkilerinin önlenmesi ile doğrudan ve dolaylı olarak ilgili her alanda, bu kapsamda da AR-GE evreninde politika, strateji ve eylemleri temel yaşama etkinliklerine dışsallaştırabilecek özel plan, program “eylem planı” vb belgeler hazırlanmamalı; söz konusu politika, strateji ve eylemler temel yaşama etkinliklerinin bir bileşeni olarak tasarlanmalı, planlanmalı ve yürütülmelidir; bu süreçte ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamın düzenlenmesinde;
· Devlet Planlama Teşkilatı, ekonomik ve toplumsal politika ve stratejilerin geliştirilmesi ve yaşama geçirilmesinde “yönlendirme”,
· TÜBİTAK, AR-GE alanında “eşgüdüm”,
· üniversiteler ile bakanlıklar, yerel yönetimler, meslek örgütleri vb kamu kurum ve kuruluşları da “uygulama”, “izleme” ve “değerlendirme”
işlevlerini üstlenmeli; bu gereğin yerine getirilmesine yönelik hukuksal düzenlemeler gerçekleştirilmeli; 28 Şubat günü kabul edilen 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun bu doğrultuda yeniden düzenlenmelidir,
ü her nedense “T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere 10 kamu kurumu, alanında uzman akademisyenler, TÜSİAD ve İngiltere Büyükelçiliği'nden temsilcilerin katılımıyla...” hazırlandığı belirtilen İklim Değişikliği Eylem Planı’nda (İDEP) hangi eylemlere yer verildiği henüz kamuoyuna açıklanmamıştır. Ancak, “sorun alanı” odaklı böylesi planlardan beklenen yönlendiriciliğin demokratik karar süreçleriyle hazırlanacak orta dönemli ülkesel kalkınma planı ve bu planın gerekleri doğrultusunda hazırlanacak kısa dönemli sektörel programlarla gerçekleştirilmesi hedeflenmelidir,
ü İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nun yönetsel yapısı ve işlevleri, yukarıda tartışmaya açılan gereklerin yerine getirilmesini sağlayacak doğrultuda yeniden düzenlenmelidir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
ANONİM (2004); “İklim Değişikliği Etkilerinin Araştırılması Alt Grubu’nun Raporu”, (Çoğaltma), İklim değişikliği Koordinasyon Kurulu, Ankara.
ANONİM (2006); Türkiye Kamu Çevre ve Ormancılık Araştırma Programı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara.
ANONİM, (2007); Türkiye İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirimi, Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara.
ATO (2007); Küresel Isınmanın Sektörel Etkileri, Ankara Ticaret Odası, Ankara.
DPT, (2008); TC 60 Hükümet Eylem Planı, 10 Ocak 2008, Ankara.
KAYHAN, Mahmut; “Küresel İklim Değişikliği ve Türkiye”, Su Vakfı, İTÜ ve Climate - Environment Research & Development Centre tarafından 11 - 13 Nisan, 2007 tarihinde gerçekleştirilen I. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi TİKDEK’de “Çağrılı Konuşmacı” olarak sunulan bildiri, İstanbul.
TÜBİTAK, (2007); Bilim ve Teknolojik Yüksek kurulu 16. Toplantısı Hazırlık Notları, Ankara.
TÜRKEŞ, Murat-KILIÇ, Gözde (2004); “Avrupa Birliği’nin İklim Değişikliği Politikaları ve Önlemleri”, Çevre, Bilim ve Teknoloji, Teknik dergi, Sayı 2.
TZOB, (2007); TZOB Kuraklık Raporu, TZOB Kuraklık Raporunu Açıklıyor, TZOB Genel başkanı Şemsi BAYRAKTAR’ın Konuşması, 9 Ağustos 2007, Ankara.
* Dünya Bankası destekleriyle, sözgelimi; Nisan 2000’de “Enerji ve Çevre Konuları ve Seçenekler” başlıklı yazanak yayımlanmış, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nda “Enerji ve Çevre Projesi” yürütülmüş, 2002 yılında özel sektörün yürüteceği projelere finansman desteği sağlamak üzere “Yenilenebilir Enerji Projesi”nin başlatılmış, Ulusal Çevre ve Kalkınma Programı’nın çalışmaları kapsamında 1-3 Eylül 2004 tarihlerinde Ankara İklim Değişikliği Konferansı düzenlenmiştir.
.
* Bu yedi konu şunlardır: 1) Ülkemizin ikliminde gözlenen değişiklikler ile gelecekte ülkemiz ikliminin nasıl olacağına ilişkin tahminler, 2) ...sulanan alanlarda iklim değişikliği sebebiyle sulama suyuna duyulan ihtiyacın takibi, mevcut sulama sistemlerinin performansının da ortaya çıkarılması ve yeni kurulacak sulama sistemleri için de planlama kriterlerinin belirlenmesi, 3) Sulak alan yönetim planlarının etkin uygulanması ve yaygınlaştırılması için sürdürülebilir su kullanımın sağlanması, 4)...tarım kuraklığının diğer kuraklıktan ayrı değerlendirilmesi, buna ilişkin verilerin izlenmesi, risk değerlendirmesinin yapılması ve bu çerçevede tedbirlerin alınmasının sağlanması, 5) Su ve toprak kaynaklarının kullanımında oluşacak değişiklikler, toprak erozyonu ve vejetasyon formasyonlarındaki ve/veya örtülerindeki değişiklikler gibi çölleşme süreçlerinin izlenmesi ve kuraklık tahmin ve tedbir sistemlerinin kurulması, 6) Ülkemizin iklim değişikliği, kuraklık ve çölleşmeye duyarlılığı, bunlardan etkilenme eğilimi ve konuyla ilgili öngörüler dikkate alınarak iklim değişikliğine karşı tedbirlerin alınması ve adaptasyon (uyum) çalışmalarının yapılması, 7) Bitkisel ekosistemlerde (tarım, mera, orman) karbon depolama değişiminin izlenmesi için mekanizma kurulması.
* · Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları Strateji Belgesi (2003-2023), · Türkiye Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı, · Türkiye Ulusal Ormancılık Programı (2004-2023), · Çölleşme ile Mücadele Ulusal Eylem Programı, · Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi-Eylem Planı, · Bitki Gen Kaynaklarının Yerinde Korunması Ulusal Planı, · Türkiye Cumhuriyeti AB Çevre Uyum Stratejisi, Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi vb.


